Acilbilgi.net

Ağız Kokusunu Gideren Muhteşem 5 Yiyecek

Ağustos 19th, 2008 by Ceycey

Genelde sarımsak ve soğan yediğiniz zaman nefesiniz toksik bir hale dönüşür. Balıklar ve bazı peynirler de aynı etkiyi yapabilir. Devamlı açık havada, ağzınızı açık bir şekilde havalandırmaktan başka yapabilecekleriniz de var. Bazı kokular 24 saat boyunca kanınızda kalabilir, böylece sadece dişlerinizi fırçalamak tek başına işe yaramaz. Bu noktada nefesinizi tazelemeye yardımcı olacak yiyecekler tüketmeniz akıllıca olacaktır. Peki neler yiyebiliriz?Limon: Bir limonu ortadan ikiye ayırıp emebilirsiniz. Eğer bunu yapmak istemediğiniz bir ortamdaysanız, bir sodanın içine dilimlerini atabilir. Sodanız bitince limon dilimlerini yiyebilirsiniz. Daha da pratik olması için, limon aromalı şekerlerden tüketebilirsiniz. Aynı zamanda en pratik taşıma şekli şekerlerdedir.

Maydanoz: En sevdiğiniz makarna sosunda bulunan veya kebap yerken tükettiğiniz soğanları düşünün. Yanlarında tabağa konan maydanoz sadece göz zevkinize daha renkli bir hizmet yapmaktan da öte, aynı zamanda nefesinizi tazelemek için oradadır. Maydanozun nefesi tazeleme özelliği bulunur. Bunun yanında taze olmak kaydıyla, biberiye de etkili olabilir.

Elma ve aynı tazelikte olan armut, havuç ve turp da nefes tazelemekte ve temizlemekte etkilidir. İçerdikleri gıda lifi sayesinde tükürüğü temizler, aynı zamanda damakta tatlı bir tat bırakırlar. Eğer ağız kokusunu daha egzotik bir tatla çözmek istiyorsanız size önerebilecek bazı bahartlarımız var. Bugün hemen her marketin baharat bölümünde anason, kakule, kişniş, rezene bulabilirsiniz. Küçük kaplara doldurup masada yerlerini hazır edin. Tuz ve kırmızı biber gibi onların da her sofranızda yerleri olsun. Küçük miktarda tükeceğiniz bu baharatlar sayesinde yemek sonrası kahveniz bile ağzınızda daha sonra kötü bir tad bırakamayacak.

Nane Filizleri: Bu iki önerimiz de, sarımsak ve soğan kokularına karşı birebir etkildir. Fakt bunun yanında, tarçın kabuklarında bulunan özel bir yağ, ağızda bulunan bir tür bakteriyi yok eder. Tarçın veya nane aromalı sakız da benzer etkiye sahiptir. İçeriğinde xylitol bileşkeni olan sakızlar çürüklerini önlemeye yardımcı olur.

Yoğurt: Eğer gün boyunca yağlı ve kötü kokabilecek besinler tükettiyseniz lezzetli bir alternatifiniz var. Günde bir veya iki kere yiyeceğiniz yarım kap yoğurt ağız içerisindeki hidrojen sulfüt kokusunu yok etmeye yardımcı olur. Genelde ağzımızın içini çürük yumurta gibi kokutan da işte hidrojen sülfüttür. Yoğurdunuzu C vitamini açısından yüksek meyvelerle tatlandırabilirsiniz.

Yazan Sağlık Haberleri | Yorum yap »

Besinler Ve Pişirme Teknikleri

Mart 28th, 2008 by Ceycey

Kansere karşı savaşta en önemli kural sık sık, azar azar dengeli beslenmek. Diyet ve beslenme uzmanı Gökçenler’e göre besinleri uzun süre yüksek ısıda pişirmek ise kansere davetiye çıkarıyor

Son yıllarda kanser tedavisindeki gelişmeler hızla ilerlerken, pek çok alanda olduğu gibi kanserde de koruyucu tıbbın önemi artıyor. Bilim adamlarının bu kadar önem verdiği koruyucu tıbbın en önemli silahlarından biri ise beslenme. Yiyip içtiğimiz, elimizin altındaki besinlerin her biri, birer kanser savaşçısı. Öyle ki besinlerdeki kansere karşı koruyan bazı maddeler, kanser ilaçlarının içeriğine dahi giriyor.
Diyet ve beslenme uzmanı Murat - Aysun Gökçen çifti de “Kanseri beslenerek yenebilirsiniz ” adlı yeni kitaplarında kanser ve beslenme ilişkisine ışık tutuyor. Özellikle yemekleri pişirirken yapılan yanlışlara dikkat çeken Gökçenler, yanmış yiyecekleri kesinlikle tüketilmemesi, proteinli süt gibi besinlerin asla şekerle kaynatılmaması gerektiğini vurguluyor. Gökçenlere göre geleneksel bazı pişirme yöntemlerimiz ve yemeklerimiz, kansere davetiye çıkarır nitelikte. Bunlardan bazıları, kestane kebap, gözleme, kavrulmuş leblebi, krem karamel….
Gökçen çifti, Remzi Kitabevi’nden basılacak bu yeni kitapları henüz piyasaya çıkmadan önce sorularımızı yanıtlayarak, merak edilenleri anlattı…
Kanser oluşumuyla beslenme ilişkisi nedir?
- Farklı kaynaklara göre beslenme ile ilgisi yüzde 10 - 70 arasında olup, genel olarak yüzde 35 kabul edilir. Bu çok yüksek bir oran. Radyasyon ve sigarayı beslenmeyle kıyaslarsak, beslenmenin önemi daha çok anlaşılır. Radyasyonla kanser oluşumu oranı normal koşullarda yüzde 1 - 5 arasındadır. Sigara içmenin kanser oluşumuna etkisi ise ortalama yüzde 25 oranında olduğu bildirilmekte. En önemlisi, tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 70′i beslenme, egzersiz ve diğer yaşam tarzı alışkanlıklarıyla önlenebilmektedir.

Kansere karşı beslenmede en önemli kural nedir?
- En önemlisi beslenme yoluyla bağışıklık sistemimizi güçlü kılabildiğimiz için yeterli ve dengeli beslenmek. Yani sık sık, azar azar, az yağlı ve günlük alması gereken besin maddelerini alarak. Herkesin en azından bir kere bile olsa bir diyetisyene başvurması lazım. Diyetisyene gittiği zaman proteini, karbonhidratı, yağı ne kadar alması gerektiğini öğrenecek.

Hangi besinleri riskli kabul etmeliyiz?
- Bolca kuyrukyağı katılmış ve mangalda kavrulmuş kebaplar çok dikkat edilmesi gereken yiyeceklerin başında gelir. Keşke, bu besinleri hiç yemeden durabilsek… Ayrıca, karamelize edilmiş yiyeceklerden uzak durulması lazım. Şekerin yakılması olarak tanımlayacağımız karamelizasyon, kanser yapıcı faktörler arasında düşünülmelidir. Bundan dolayı, karamelli pasta, karamelli dondurma gibi besinleri çok sık tüketmemek gerekir.

Öyleyse pişirme yöntemleri de etkili…
- Yanmış olan her besinde risk çok yüksektir. Susamı yanmış simit, yanarak üzerinde siyah benekler oluşmuş bazlama, gözleme tipi yufkalar, kabuğu yanmış ekmek, kurabiye, börek ve kek, fazla kızartılmış ekmek, kestane kebabın yanmış dış yüzeyi, kavrulmuş ve üzerinde siyah benekler oluşmuş sarı leblebi türü besinler çok sık tüketilmemelidir.

Yemek pişirirken nelere dikkat etmeli?
- Maalesef çoğu kişi soğanı yağın içinde iyice kavurarak yemek yapmaya başlar. Ama gerçek şu ki yağın içinde soğanı kavurmak kansere davetiyedir. Dumanlama - tütsüleme yöntemi ile hazırlanmış füme besinler tehlikeli gruptadır. Kısacası, besinlerin sizi kanser yapmalarını istemiyorsanız onların canını yakmayın. Yani yüksek ısıya uzun süre maruz bırakmayın ve de durup dururken tütsülemeyin.

Peki soğanı nasıl kullanmalı?
- Sebze yemeklerinde önce kıyma veya et suyla birlikte öldürüp pişirilmeli. Soğan üzerine çiğden konmalı. Soğanla biraz pişirdikten sonra salça ve domatesi koyup su kaynamaya başladıktan sonra sebzeler doğrayarak içine atılmalı. Sebze yemeklerinde vitamin ve mineral kaybını önlemek için en doğru olan, çok az suda pişirmektir.

Kanserojenlere karşı etkili olan maddeler neler?
- Vitamin ve minerallerin dışında ‘ikincil bitki maddeleri’ veya ‘Fitokimyasal’ dediğimiz bazı özel maddeler vardır. Bu maddelerin kanser riskini önlediği bilinir. Brokolide bulunan ‘Sulforofan’, çilek, böğürtlen, üzüm cevizdeki ‘Ellag Asidi’, narenciye ve kimyondaki ‘terpen’, domates, avakado ve mürdüm eriğindeki ‘Lutein’ maddesi ve bir çok bitkide bulunan ‘Flavanoidler’, vücudun ürettiği protein moleküllerini aktive edip, insan hücrelerine giren kanser yapıcıları zararsız hale getirmelerini sağlarlar.
Yediklerinizi kanserojen hale getirmemek için
Uzun süre yüksek ısıda işleme tabi tutulan bol proteinli besinler, kanserojen maddelerin oluşumuna neden olur. Buna mutajenite denir. Eti 35 dakika süreyle ızgara yaparsanız veya 5 dakika süreyle kızgın yağda kızartırsanız, kanserojen hale getirmeyi başardınız demektir.
Eti sebzelerle birlikte pişirirseniz - türlü, kıymalı taze fasulye gibi- o zaman mutajenite oluşumunu çok büyük oranda önlemiş olursunuz. Eti tek başına yemek yerine daha çok sebze ile karıştırarak yemek her zaman daha sağlıklıdır.
Taze sebzeleri yağda kızartmayın. Kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Sebze ve kurubaklagilleri yıkamadan yemeyin, pişirmeyin. Çünkü, tarım ilaç kalıntılarını pişirme yolu ile yok edemezsiniz.
Pirinç, un, soğan gibi besinleri yağda kavurmayın. Protein kaybı olur. Ayrıca, kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Yüksek ısıda uzun süre kaynatmayın. Bu bir çok vitamin ve mineralin kaybına neden olur, kanserojen etki oluşturabilir.
Ateşe çok yakın tutarak pişirme ve tütsüleme yapmayın.
Kurubaklagil ve tahılları kuru, nemli olmayan yerlerde saklayın. Aksi takdirde küf toksinleri oluşturabilirsiniz.
Buzluktan çıkartıp çözdürdüğünüz yiyecekleri bir daha dondurmayın. Aksi taktirde kanserojen etki oluşturabilirsiniz.
Özellikle salça, turşu, reçel vb. gibi besinleri boşalmış deterjan ve ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklamayın. Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler yiyeceğe geçer.
Küf ve toksin üremiş besinlerden uzak durun.

Gökçen’lerin kansere karşı özel olarak hazırladığı yemek tarifleri
SAĞLIK ÇORBASI (4 Kişilik)
Malzemeler
Yarım su bardağı bezelye
1 su bardağı dilim doğranmış havuç
1 su bardağı kıyılmış karnabahar
1 su bardağı kıyılmış brokoli
1 adet kalın kıyılmış kırmızı soğan
2 adet doğranmış domates
1 tatlı kaşığı zencefil
1 çorba kaşığı toz kişniş
1 tatlı kaşığı kimyon
1 çay kaşığı karabiber

Hazırlanışı:
Bezelyeler önce haşlanır.
Sonra kalan malzemeler ile birleştirilip üzerine bir miktar daha su ilave edilirek (suyun sebzelerin üzerini üç parmak geçecek kadar eklenmesi yeterli olur) pişirme işlemine devam edilir.
Taneli yada blenderdan geçirerek servis yapılır.

İşte kanser savaşçıları
Gökçen çifti, “Lütfen aşağıdaki sebze ve meyveleri sıkça ve bol yiyin. Çünkü içlerinde kanserin hiç hoşuna gitmeyecek bir şeyler var” diyerek kansere karşı “altın besinleri” sıralıyorlar.

Bezelye
Pırasa
Taze fasulye
Karadut
Kızılcık
Kayısı
Kuş üzümü
Kiraz
Vişne
Ananas
Kırmızı ve kara üzüm
Mandalina, portakal
Greyfurt, limon
Ispanak
Karnabahar
Brokoli
Kırmızı lahana
Kara lahana
Yeşil lahana
Kuşkonmaz
Dereotu
Pazı
Turp
Şalgam
Soğan
Sarmısak
Avakado
Mürdüm eriği
Domates
Biber
Isırgan otu
Keten tohumu
Kimyon
Soya filizi

Yazan Sağlık Haberleri | Yorum yap »

Bebekler nasıl beslenmeli ?

Mart 27th, 2008 by Ceycey

Ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gerekenler…

Bebek beslenmesinde 0-3 yaş arası kritik bir dönemdir. Bu dönemde annelerin her konuda olduğu gibi beslenme konusunda da- bebekleri için mümkün olan en iyi başlangıcı yapması gerekir. Sağlıklı beslenmenin temelleri bu yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralayabiliriz:

# Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.
# Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın. (Şanti, çikolata, hazır kek vb.)
# Sıvı yağı tercih edin. (Mısır özü veya zeytinyağı)
# Bir yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde -WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.
# Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.
# Bisküvi gibi şeker içeren gıdalar kullanmayın. Ayrıca nişasta, pirinç unu gibi gıdalar da besin içeriği açısından yetersizdir, bu ürünlerin yerine tahıllara ağırlık verin.

0-3 YAŞ ARASI ÇOK ÖNEMLİ!
# Bebeğinize 6. aydan sonra, demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…
# Ayrıca, bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu onun değişik besinlere alışmasını sağlar.
# Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunulabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.
# Farklı meyveler, farklı “antioksidan” besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir. Şöyle ki:
# C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.
# Beta-karoten koruyucudur ve dokuların normal büyümesini, görme gücünü sağlayan A vitaminine çevrilir. Beta-karotenin en iyi kaynağı ise mangodur.
# Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.
# Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi, farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, 1 elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam on sekiz kat fazla C vitamini içerir.
# Günde 2-3 kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.
# Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, 1 hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.
# Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yok, sadece enerji kaynağı ve bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.
# Fazla tuz, bebekler ve çocuklar için zararlı. 1 yaşını doldurmamış bebeklerin günde 1 gramdan fazla (400 mg sodyum); 1-6 yaş arası çocukların da günde 2 gramdan fazla (800 mg sodyum) tuz almamaları öneriliyor. Çünkü tuz miktarının biraz yükselmesi bile ileride tansiyon riskini arttırıyor.
# Tahıllar, lif ve demir açısından zengin besinlerdir; özellikle C vitamini içeren meyvelerle alındığında demir emilimi artar. Bebeğe ilk başlanacak tahıl pirinç olmalı.
# Bebeğinize yemek pişirirken buharda haşlama ve fırında pişirme yöntemini tercih edin. Çünkü sulu pişirmelerde vitamin kayıpları oldukça yüksektir.
# Bebeğinizin yemeklerine pişme işlemi bittikten sonra, sızma zeytinyağı veya mısırözü yağı koyun.
# Sebze ve meyveleri üzerinde kalmış olabilecek tarım ilaçlarına karşı, bebeğinize vermeden önce su dolu bir kapta bekletin ve soyarak verin.
# Bebeğiniz için pişirdiğiniz yemeği 2 günden fazla saklanmayın ve 1 kereden fazla ısıtmayın.
# Salam, sucuk gibi işlenmiş etler ve konserve gıdalar bebek beslenmesi için sağlıklı değildir. Tercih etmeyin.

Hangi ayda hangi besini yiyebilir ?
# Bebeğinize 7. aydan sonra et ve yumurta sarısı verebilirsiniz.
# 8. aydan itibaren taze balık ve bakliyatlar verebilirsiniz.
# 1 yaş sonrası yumurta beyazı kullanabilirsiniz.
# Bebek yemeklerinde patlıcan, çilek gibi alerjen gıdalar kullanmayın.
# 1 yaş öncesi tariflerde bal ve kepek ekmeği kullanmayın.
# Kek, kurabiye gibi tarifleri bebek tahılları ile hazırlayabilirsiniz.
# Turunçgiller, muz ve kivi 6. aydan sonraki tariflerde yer alabilir.
# Prebiyotik lif kaynağı olan enginar, omega 3 kaynağı olan ceviz, protein kaynağı olan bakliyatlar ile çoğunun antioksidan etkisi olan meyve ve sebzelere bebeğinizin beslenmesinde öncelik tanıyın.

Yazan Sağlık Haberleri | Yorum yap »

Sağlıklı yaşlanmak elinizde

Mart 27th, 2008 by Ceycey

Yaşlılığa bağlı vücutta gelişen hastalıklara karşı korunmanın yolları…
Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte, yaşlılığa bağlı görülen hastalıkların görülme sıklığının arttığı, bunun için sağlıkta yeni düzenlemeler yapılması gerektiği ifade edildi.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Geriatrik Bilimler Araştırma Merkezi (GEBAM) Müdürü Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal, yarın başlayacak olan 18-24 Mart

Ulusal Yaşlılar Haftası dolayısıyla , bilgi düzeyinin artması, sağlıklı yaşam ve dengeli beslenmenin etkisiyle dünya genelinde son 50 yılda insan ömrünün ortalama 20 yıl uzadığını söyledi.

Gelişmiş ülkelerde ortalama insan ömrünün 80 yaşın üstüne çıktığını ifade eden Kutsal, Türkiye’de de yaşlı nüfusunun son 10 yılda 3,5 milyondan 6 milyona ulaştığını belirtti. Kutsal, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin erkeklerde 70, kadınlarda ise 72’ye ulaştığını ifade etti.

SOSYAL HİZMETLER ARTIRILMALI
Kutsal, kalp-damar sistemi hastalıkları, kanser ve inme gibi üç temel hastalığın tedavisinde görülen gelişmeler sayesinde yaşlı hastaların yaşam sürelerinin uzadığını söyledi.

Kronik akciğer hastalıkları, alzheimer, parkinson, tansiyon, şeker, yaşlılarda görülen hastalıkların, yaşam süresinin uzaması nedeniyle gelecekte daha sık görüleceğine dikkati çeken Kutsal, şunları kaydetti:

“Yaşlılarda bildirimi yapılmamış hastalık sayısı ve oranı çok yüksektir. 65 yaş üstündeki bireylerin yüzde 90’ında 1, yüzde 35’inde 2, yüzde 23’ünde 3, yüzde 15’inde ise 4 veya daha fazla kronik hastalık bir aradadır. Yaşlılarda, göğüs ağrısı, bilinç kaybı, sindirim sistemi kanaması, enfeksiyonlar, vücut ısısını ayarlayan mekanizma bozukluğu, acil müdahale gerektiren durumlardır.”

Bir toplumda yaşlı nüfusun artmasının, yaşlılara yönelik sağlık ve sosyal hizmetlerin yeniden planlanması zorunluluğunu getirdiğini ifade eden Kutsal, Türkiye’nin yaşlı sağlığı ve yaşlılara yönelik sosyal hizmetler konusunda çalışmalar yapması gerektiğini kaydetti. Kutsal, yaşlıların daha sık hastalandığına, daha fazla kronik hastalıkla yaşamak zorunda kaldığına, hatta çoğu kez birkaç sağlık probleminin bir arada görüldüğüne işaret etti.

YAŞLILIKTA BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ZAYIFLAR
Kutsal, yaşlanmayla birlikte vücudun bağışıklık sisteminin zayıfladığını, bakteriler ve virüsler olmak üzere hastalık yapıcı etkenlere karşı direncin azaldığını belirterek, “Yaşın ilerlemesiyle birlikte, insan vücudu kendi dokularıyla yabancı maddeler arasındaki farkı tanıma yeteneğini kaybediyor. Gençlik döneminde vücudu etkileyen organizmayla savaşabilen vücut, hastalık oluşumuna kayıtsız
kalabiliyor” dedi.

Her insan için yaşlanma sürecinin kendine özgü olduğunu ifade eden Kutsal, yaşlılıkta kişinin genetik kodları, çevresel etkenler, geçirdiği hastalıklar, kazalar ve direnç mekanizmalarının birbirinden farklı olduğunu, bunların tümünün yaşam süresini belirlediğini kaydetti.

Kutsal, “Belli bir organ sistemine veya hastalığa ait olmayan halsizlik, baş ağrısı, iştahsızlık, baş dönmesi veya kabızlık gibi bazı belirtilere yaşlılarda daha sık rastlanıyor. Bunun yanında yaşlılarda hastalıklara ait bilinen belirtiler olmayabilir. Örneğin göğüs ağrısı olmadan kalp krizi, öksürük olmadan zatürre, ateşsiz seyreden sepsis (kana mikrop karışması) gibi durumlar nedeniyle yaşlı sağlığı özen gerektirir” diye konuştu.

Bu sürecin geciktirilmesi için bireysel önlemler alınabileceğine işaret eden Kutsal, yaşlanmayı geciktirmek için günlük yaşamda hareketli olunması, gün içinde yapılması gereken aktivitelerin artırılması, yaşama motivasyonunun sağlanması için toplum içinde yer sahibi olunması gerektiğini söyledi. Kişinin kendi işini kendisinin yapması, ruh sağlığının korunması, gerektiğinde bir uzmandan destek alınması ve sosyal ilişkinin de yaşlanmayı geciktirmede olumlu etkisi olduğuna dikkati çeken Kutsal, mutlaka düzenli sağlık kontrolünden geçilmesi gerektiğini vurguladı.

SAĞLIKLI YAŞLANMA ÖNERİLERİ
Kutsal, genetik hastalıklar dışında bireysel ve koruyucu önlemlerin sağlıklı yaşlanmada çok önemli olduğunu belirterek, şu önerilerde bulundu:

-Tüm besin gruplarından yeterli miktarda alarak dengeli beslenin.
-Hareketsiz kalmayın.
-Sigara ve alkol kullanmayın.
-Sağlık kontrollerinizi zamanında yaptırın.
-Gerektiği zaman, gerektiği kadar ve doktor önerisiyle ilaç kullanın.
-Aşırı güneş ışınlarından korunun.
-Uyku ve dinlenmeye yeterli zaman ayırın.
-Aile bireyleri ve arkadaşlarınızla ilişkilerinizi koruyup geliştirin,sosyal aktivitelere katılın.
-Gelir durumunuzu gözden geçirip, gelir ve barınma güvenliğini sağlamak için plan yapın.
-Evde ve dışarıda kazalardan ve düşmelerden korunmak için önlem alın.
-Yaşama karşı olumlu bir tutum takının ve sizi mutlu kılan şeylere zaman ayırın.
-Yaşlanma sürecini olumsuz etkileyen gıdalar tüketmeyin. Yaşın ilerlemesiyle birlikte kalorisi düşük yiyecekler tüketin. Bol taze sebze ve meyve yemeğe özen gösterin.
-Yeterli miktarda tahıl ürünleri, zeytinyağı, balık, yağsız et, az yağlı süt ürünleri tüketin ve bol su için.”

Yazan Sağlık Haberleri | Yorum yap »

Baharda egzersiz yapın

Mart 27th, 2008 by Ceycey

Yapmazsanız psikolojik hastalıklara yakalanabilirsiniz.

Siirt Devlet Hastanesi’nde görevli Psikiyatri Uzmanı Dr. Akfer Kahiloğulları bahar aylarında psikolojik rahatsızlıkların arttığını belirterek, ilaçların aksatılmamasını ve bol bol egzersiz yapılmasını söyledi.

Hasta yakınlarının bu mevsimde daha çok dikkatli davranmalarını isteyen Dr.Kahiloğulları, “Duyu bozuklukları dediğimiz grup, o gruptaki hastaların özellikle yakınları çok dikkatli olmak zorundalar. Çünkü uyku siklusi yaşanıyor. Bu dönemde uyku düzenin bozulmasında, mevsimlik özelliğinde bahar aylarında panik depresif hastalıklar var. Özellikle maniye çok yakın onların yakınları özelikle bazen fark edemeyebilirler. Onlardaki en ufak bir davranış değişikliğinde, uyku değişikliğine karşı duyarlı olmalı genel anlamda fiziksel yorgunlun insanlar üzerinde bir stres yükü oluşturabilir. Havaların ısınmasıyla beraber egzersiz yapılmalı. Haftada 40 ile 45 dakika arasında 2 veya 3 seanslık yada daha kısa yapılabiliyorsa mesela yürüyüş veya benzer egzersizlerle yapılması iyi olur. Bölgesel olarak hastalıklarda bir farklılık görünmüyor ama baharda mevsim değişikliği olduğu için her yerde mevsimsel örtüsü farklı yaşanıyor. Biz burada kış ile ilgili çok fazla zorluklar yaşamıyoruz ama mevsimsel olan depresif bozukluklar çok fazladır. Burada da sıcaklara yönelik sıkıntılar artabiliyor. Burada bahar daha uzun yaşandığı için tabi ki daha fazla sıkıntı yaşanabiliyor. Bu da daha çok fiziksel olan bir açı ama psikiyatri gruplar için Marmara ile burası arasında çok büyük bir fark görünmüyor. Uyku konusunda uyku süresine çok iyi dikkat edilmeli, bunun dışında o insanların psikomuteraktif değerinde artış gösterirlerse konuşmasında artış kendine aşırı güvenmede artış zaten daha önceki ataklarında bu hastalar bunları yaşamış oluyorlar. Bu hastaların ilaçlarını bu dönemde lütfen aksatmasınlar onlar evde sürekli ilaç kullanan bir grup çünkü tekrarlar bizi çok zor durumda bırakıyor” dedi.

Yazan Sağlık Haberleri | Yorum yap »

« Onceki Konu